Author - cekirdekcom

Yaşamdan Zevk Almayanlara Öneriler!

Hepimiz bazen kendimizi mutsuz ve isteksiz hissedebiliriz. Yaşam enerjimiz düşebilir ve amaçsızlık içinde bulabiliriz kendimizi. Derin bir çukur bizi içine çekiyor gibi gelir. Ama bazen bu çukur aslında içimizdedir…

“Mutsuzum, yaşam enerjimi kaybettim, hayatta hiçbir amacım yok, beni neyin mutlu edeceğini bilmiyorum, yaşam için bir coşku duymuyorum, her şey anlamsız geliyor.”

Bu cümleleri  sık sık duyarız. Eğer siz de bunlardan bir ya da bir kaçını söylemeye başladıysanız çaresizlik ve kendine acıma duyguları sizi esir almış ve ruhsal durumunuzla ilgilenmeniz gerekiyor demektir.

Çocukluk ve gençlik yıllarında heyecanımız yüksektir, değişiklikler kalp atışlarımızı hızlandırır…

 

Sonra bazen bir şeyler olur ve biz vazgeçeriz, kendimizi çaresiz hissederiz, ne yaparsak yapalım hayat değişmeyecek diye düşünürüz.

 

Bazen geçmişe takılır kalırız; “Şu kişiyle evlenseydim böyle olmayacaktı, şu okula gitseydim böyle olmayacaktı, üniversiteyi okusaydım böyle olmayacaktı.” gibi şeyler kemirir içimizi, ama artık her şey için çok geç olduğunu düşünürüz.

Oysa yaşam coşkumuzu kaybetmemize neden olan ve bizi dibe çeken bozulmuş olan ruh halimiz ve duygu durumumuzdur. Hiçbir zaman geç değildir ve eğer istersek her şey değişebilir.

 

Belki birdenbire bütün hayatımız değişmez ama bir yerden başlamamız gerekiyor, küçük bir adım bile atmadan yolun bitmesini bekleyemeyiz.

Her şeyden önce mutsuzluğumuzun kaynağını bulmamız gerekiyor.

Bu ruh halini ne zamandır yaşıyorsunuz?

Kaç yıl önce böyle şeyler söylemeye başladınız?

O zamanlar hayatınızda ne olmuştu?

 

Belki çok sevdiğiniz birinin kaybı, belki zor geçen bir hastalık devresi, belki bir yakına bakmak mecburiyeti ya da o zaman doğru gibi göründüğü için evet dediğiniz ama sonra pişman olduğunuz bir seçim?

Hayatınızı gözden geçirin ve ne zaman mutsuz olmaya başladığınızı bulun, gün yüzüne çıkarın ve üzerinde düşünün o zaman olup bitmiş olabilir ya da bugün hala seçiminizin sonucunu yaşıyor olabilirsiniz. Eğer olup bittiyse o zamanın duygusunu bugün taşımayı bırakın, eğer hala seçiminizin sonucunu yaşıyorsanız yeni bir seçim yapıp durumu değiştirebileceğinizin farkına varın.

 

Yaşam enerjimiz geri gelsin istiyorsak önce ben istersem bir şeyler değişebilir diye düşünmeye başlamalıyız, hayatı suçlayarak ve yakınarak hiçbir şeyi değiştiremeyiz.

Mutlu olmak istiyorsak mutsuzum diye şikayet etmeyi bırakıp bizi neyin mutlu ettiğini hatırlamalıyız. Bu ruh haline girmeden önce neyi yapmaktan keyif alırdım, ne bana coşku verirdi, neyi yaparken çok iyi hisseder, hatta kendimi bile unuturdum. Bunları hatırlayın ve yeniden yapmaya başlayın.

 

Hayatın küçük seçimlerle hatta bazen küçük sözcüklerle bile değişebileceğini aklınızda bulundurun.

Biliyorum “Kolay değil!” diyorsunuz şimdi ama ben de kolay demedim, mümkün dedim. Kendi mutluluğumuz için çaba harcamaya değmez mi?

Herkesin olumsuz duygu durumlarından kurtulması niyeti ile…

Beyin Hücrelerini Öldüren 10 Alışkanlık

Bazı alışkanlıklarımız doğrudan beynimizi tehdit ediyor… Özellikle yaşla gelen beyin hastalıklarından korunmak için bunlardan uzak durmak gerekiyor…

 

Yaş almakla birlikte tüm organlarımız gibi beyin de zarar görüyor, yıpranıyor. Damar tıkanmaları, beyinde kireçlenme neredeyse belirli bir yaşa gelen tüm yaşlıların sorunu oluyor. Özellikle yaşlılıkta beyin hastalığı olarak bilinen hidrosefali, parkinson ve alzehimer gibi hastalıkları önlemek için beynimize şimdiden çok iyi bakmak gerekiyor…
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, bunlar Günümüzde Beyin Hasarına yol açan 10 alışkanlık (hemen hemen hepimiz yapıyoruz)

  1. Kahvaltı Etmemek Kahvaltı günün en önemli öğünü olduğunu sürekli duyuyoruz. Kan şekeri azaltmak isteyenlerde dahil olmak üzere birçok insan bunu biliyor.  Ancak, geceden yenilen yemekten sonra kahvaltıyı atlama beyin için yeterli besinlerin sağlanmasını engelliyor. Bu şekilde beyin fonksiyonlarının bozulmasına neden olabilir.
  2. Uykusuzluk Uzun süren uykusuzluklar hücrelerinin ölümünü hızlandırdı. Uyku stres gün boyunca uygun dinlenme ve onarım vücut sağlar. Bu nedenle, uyku her zaman öncelikleri arasında olmalıdır.
  3. Yüksek Şeker Alımı Vücuda yüksek şeker alımı olursa,  besinlerden  gelen yararlı vitamin ve mineralleri organların emmesini engelliyor. Böylelikle kötü beslenme sonucu beyin rahatsızlıklarının gelişmesin yol açacaktır.
  4. Aşırı yorulma(zihnen ve bedensel) Aşırı yeme, kilo artışı, şişkinlik, düşük benlik saygısı  (Düşük benlik saygısı kişinin kendini değersiz, etkisiz, yetersiz, başarılı hissetmemesi, kendini sevmemesidir) Bu gibi etkenler beyindeki atardamarların sertleşmesine neden olur.
  5. Sigara içmek Bu en zararlı alışkanlıklardan biridir ve diğer tüm yan etkilere rağmen Alzheimer hastalığı gibi erken bunama hastalıkların yanı sıra “çoklu beyin küçülmesine” neden olur.
  6. Uyurken Kafayı Örtmek Garip gelebilir, ama bu alışkanlık gece boyunca oksijen alımını azaltır ve uyurken, baş dönmesi veya hava eksikliği hissetmeyiz. Ayrıca, fazla karbon dioksit Solunması riski vardır.
  7. Hava Kirliliği Oksijen maskesi ile tüm gün boyunca ortalıkta gezemeyiz! Beynin etkin çalışması için son derece yüksek miktarlarda oksijen gerekir. Kirli havanın sürekli solunması oksijeni azaltıp, Beynin etkin olmasını engeller
  8. Hasta olduğumuz sırada beyni yormak Herkesin zamanından yoksun olduğu ve sürekli acele ettiğimiz bir dünyada yaşamaktayız, Çok sayıda insan hasta olduğu sürece dinlenmek yerine, çalışmaya devam etmeyi tercih eder. Bununla birlikte hastalık, Vücudumuzun biraz yavaşlaması gerektiğinin işaretidir. Ve beynin dinlenmesi gerektiğinin işaretidir! Bu nedenle hastalıkta çalışmak, beyni zorlamak beyinde hasara neden olabilir ve etkinliğini azaltabilir!
  9. Az Konuşmak Şaka değil gerçek. Konuşarak beyin gelişimi ve büyümesini destekleyen, zihni geliştiren konuşmalar yapmalıyız. Müzik, sinema, fotoğraf gibi. Hayal gücümüzü geliştirmeliyiz. Bu da beynin etkinliğini arttırıyor.
  10. Uyarıcı Düşüncelerin Eksikliği Düşünme beyni genişletir ve işlevini arttırır, bu yüzden bu güçlü araç beyni önemli derecede geliştirir ve akılda yeni ufuklar açar. Beynin nevoplastikliği ya zihninizi geliştirmenizi ya da beyin küçülmenizi ve ilgi eksikliğinizin azaltılması ve azaltılmış çabalar becerilerinizi ve yeteneklerinizi düşürmenizi sağlar. Dolayısıyla beyin etkili bir araçtır, bu yüzden onu daha da nasıl geliştireceğinizi öğrenmelisiniz ve sizin için mucizeler yapabilir!

Kaynak: https://nazmimetinyaziyor.wordpress.com/

Değerli olduğunu bilenler bu 20 şeyi yapmaz.

1- SİZİ AŞAĞI ÇEKECEK İNSANLARDAN UZAK DURUN: İlişkiler size yardımcı olmalıdır. Sizi incitmemelidir. Sizi mutlu eden insanlarla vakit geçirin.
2- HOŞLANMADIĞINIZ İŞ ÇEVRESİNDEN VE İŞ YERLERİNDEN UZAK DURUN: Bir veya ikinci denemenizde işiniz sizi mutlu etmeyebilir. Vazgeçmeyin. Aramaya devam edin. Eğer kendinizi her saniye mutlu bir şekilde çalışırken buluyorsanız doğru işi bulmuşsunuz demektir. Devam edin. Başarı çok yakınınızda.
3- KENDİ OLUMSUZ BAKIŞ AÇINIZDAN KURTULUN: Kendi zihinsel konuşmalarınız farkına varın. Birçok kez zihninizin sizinle konuştuğunuzu duyarsınız. Kulaklarınızı dört açın. Zihniniz size ne diyor? Eğer zihniniz sizinle olumlu olmayan şekilde konuşmaya başladıysa, hemen kendinize gelin ve zihninizin sizinle olumlu şeyler konuşması için onu yönlendirin.

4- GEREKSİZ İLETİŞİMSİZLİKTEN UZAK DURUN: Hissettiğiniz şeyleri söyleyin ve söylediğiniz şeyleri hissettiğinizden emin olun. Açık konuşun. Sorular sorun. Tam anlayıncaya kadar, konuyu netleştirmekten çekinmeyin.
5- DAĞINIK YAŞAM VE İŞ ALANINDAN UZAK DURUN: Dağınıklığı temizleyin. Kullanmadığınız gereksiz eşyalardan kurtulun. Bu konuda yazılmış David Allen’in kitabı size rehberlik edebilir.
6- KENDİ GECİKMELERİNİZDEN KURTULUN: 30 dakika erken uyanırsanız, gün içerisinde deliler gibi koşturmaya ihtiyaç duymayacaksınız. Bu 30 dakika, sizi yorgunluktan ve gereksiz baş ağrılarından kurtaracaktır.
7-BAŞKALARINA BENZEME BASKISINDAN KURTULUN: Çoğunluk gibi olma baskısı, sizi çoğunluğun içerisinde fark edilmez bir hale düşürebilir. Kalabalığa karışıp kaybolmayın. Bunu kabul etmeyin. Olabileceğiniz tek kişiyi siz var edebilirsiniz.

8- SAĞLIKSIZ BİR BEDENİ KABUL ETMEYİN: Vücudunuz hayatınızdır. Vücudunuzdan vazgeçmeyin. Doğru beslenin, egzersiz yapın ve düzenli aralıklarla doktorunuza başvurun.
9- DEĞİŞİMDEN KORKMAYIN: Hayat değişimin ta kendisidir. Her gün yeni bir gündür. Her günün farklı bir başlangıcı ve sonu vardır. Bunu kabul edin ve farklılığın keyfini sürün.
10- İŞKOLİKLİKTEN KURTULUN: Zamanınızı sürekli çalışarak geçirmeyin. Fırsat buldukça eğlenceye zaman ayırın. Gülümsüyorsanız, doğru şeyi yapıyorsunuzdur.
11- ÜNLÜ İNSANLARIN VE GÜZELLİK REKLAMLARINA TAKILMAYIN:
Güzel bir görünüm gözleri etkiler. Kişilik ise kalbi etkiler. Kendiniz olmakla gurur duyun. Siz zaten güzelsiniz. Pazarlama malzemeleri sizi yetersizmiş gibi hissettirmemeli.
12- UYKUSUZ KALMAMAYA ÖZEN GÖSTERİN: Yorgun bir zihnin üretken olması nadiren görülen bir şeydir.
13- AYNI ŞEYLERİ TEKRAR TEKRAR YAPMAYIN: Siz yaşam tecrübelerinizin toplamısınız. Ne kadar çok tecrübe yaşarsanız, o kadar güçlü bir bakış açınız olur.
14- KİŞİSEL HIRSLARINIZDAN KURTULUN: Azim ve hırs aynı şey değildir. Azim sizi başarıya doğru yöneltirken, hırs ve açgözlülük sizi siz yapan her şeyi elinizden alır. Ayağınıza gelen şans bile, küçük bir hırsla, ayaklarınızın altında ezilmeye mahkumdur.

15- BORÇ YIĞINLARINDAN KURTULUN: Düşlediğiniz hayata henüz ulaşmamışken bile mutlu ve iyi yaşamaya çalışın. Gerek duymadığınız şeyleri satın almaktan vazgeçin ve pazarlama oyunlarına gelmeyin. Büyük düşünün ve birikim yapın. Bütçenizi planlayın.
16- SAHTEKARLIKLA İŞİNİZ OLMASIN: Dürüst bir yaşam, size huzur verir ve geceleri başınızı yastığa rahat bir şekilde bırakmanın değeri paha biçilmezdir. Sahtekarlıkla aynı cümle içinde bile geçmesin isminiz ve bu tür insanlara tahammül etmek zorunda olmadığınızı farkına varın.
17- SADAKATSİZLİKTEN UZAK DURUN: İlişkilerinizi güven çemberinin içinde tutun. İlişkilerinizi, onların kutsal olduğunu düşünerek yaşayın. %100 güven duymadığınız ilişkiler, %100 mücadele etmeye değmeyen, uğruna savaşmaya gerek olmayan ilişkilerdir.
18- GÜVENSİZ EV ORTAMINDA UZAK DURUN: Evinizde kendinizi mutlu ve güvende hissedemiyorsanız, hiçbir yerde mutlu ve güvende hissedemezsiniz kendinizi. Evinizde bulunmaktan gurur duyacağınız bir sevgi ortamı yaratmaya dikkat edin.
19- HAZIRLIKSIZ OLMAKTAN VAZGEÇİN: Hayat öngörülemez. Korku duymak veya hazır olmak arasında çok büyük fark vardır. Hayatı korkuyla da karşılayabilirsiniz, ona hazırlıklı olarak da. Her zaman hazırlıklı olun.
20-HAREKETSİZLİĞE PAYDOS: Ya harekete geçip yeni fırsatlar yaratmayı seçersiniz, ya da bunu başkalarının nasıl yaptığına şaşırmakla yetinirsiniz. Oturup düşünmekle, bir şeyleri değiştirmek bugüne dek kimseye nasip olmamıştır. Harekete geçin.
Alinti

Zeka Geni Anne’den geliyor

Zeka Geni Anne’den Geçiyor

Bir baba zeka genlerini oğluna asla aktaramıyor. Bir erkek, zekiyse bunu annesine borçlu. Kıt anlayışlı bir erkek ise sorumlu yine anne.

“Babasının Oğlu” şeklindeki övünme zeka bakımından tarihe gömülüyor. Kültür bakımından ise babalar övünmeye devam edebilirler.

Zeka bakımından artık “Anasının Oğlu” söylemi geçerli. Bir başka tanımlamayla, erkekler kendi zeka genlerini asla ve asla oğullarına aktaramıyorlar. Sadece kız evlatlarına en çok % 50 oranla aktarabiliyorlar.

Erkekler zeka bakımından “Anasının oğlu”; kızlar zeka bakımından “Hem anasının hem babasının kızı” olmuş oluyor.

Böylece bilim erkeklerin “İllaki bir erkek evlat isterim!” dayatmasının bu bakımından da ne kadar boş olduğunu kanıtlıyor.

Genetik Mühendisliği kaynaklı bu araştırma raporları dünya bilim literatürlerine girmiş durumda. Raporlara göre erkek çocuklar zeka genlerini kuşaktan kuşağa sadece ve sadece annelerinden alabiliyorlar. Zeka genlerinin şifreleri sadece X kromozonunda bulunurken Y kromozonunda ise zeka genlerinin izine rastlanmıyor.

Cinsiyeti belirleyen kromozonlar anneden daima X olarak geliyor, babadan gelen kromozonlar ise X veya Y olarak değişiklik arz ediyor. Babanın X kromozonu ile annenin X kromozonu doğacak olan çocuğun cinsiyetini “Kız” olarak belirlerken babadan gelen Y kromozonu ile anneden gelen X kromozonu doğacak olan çocuğun cinsiyetini “Erkek” olarak belirliyor.

İşte bu duruma göre bir baba hiçbir zaman oğluna zeka genlerini aktaramıyor. Oysa anne, hem kızına ve hem oğluna zeka genlerini aktarabiliyor. Durum böyle olunca annelerin zekası kesintisiz olarak evlatlarına aktarılabilirken babaların zekası cinsiyet nedeniyle kesintiye uğruyor. Hem de soy ve nesep felsefesinin babaları bir böbürlenmeye soktuğu erkek evlatlar üzerinde erkeğin zekası tam ve net bir kesintiye uğruyor.

İçimizdeki bazı kafalARIN bugün “Elimin kiri“, “eksik etek” ve hatta “saçı uzun aklı kısa” olarak tanımladığı kadına eski Türklerin çok büyük önem ve değer verdikleri biliniyor. Atalar gerçekten akıllıymış.

Bu konudaki araştırmalardan birinin sahibi bilim adamı Horst Hameister’e göre, erkeklerin zekâ seviyesi bir tane X kromozomu taşıdığından ve bu kromozomun kombinasyonu iyi olmadığı takdirde, erkeklerin zeki olma ihtimali düşüyor. Kadınlardaki ikinci X kromozomu ise birinci X kromozomundaki olası eksikliği giderebiliyor.

Zekanın hangi yönde kullanıldığı tabii büyük önem kazanıyor. Zeka konusunda anne çok önemli. Erkeklerin bir kısmı zekaya değil güzelliğe odaklanıyor olsa da bilimsel bilgiler ışığında erkeklerin yeni trendinin zeki kadın arayışı olduğu göze çarpıyor.

Kadın hem zeki hem güzel olsun diyen erkekler ise büyük çoğunluğu oluşturuyor.

***

Mutlaka okuyun ve okutun…İşte kanseri beslediği söylenen o besin

ÇOK ÖNEMLİ!!! LÜTFEN OKUYUNUZ VE OKUTUNUZ

 

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg’un buluşunu öğrenir. 1930’lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur.
Bu, o kadar önemli bir b…uluştur ki, Otto Warburg’a Nobel Ödülü kazandırmıştır. Otto Warburg’a göre kanserin bir temel sebebi vardır.
Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz -anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.
Warburg’un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır?
Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır. Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır. Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.
Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur.
Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür. Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor:
Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır. Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar. Tabii Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa. ..


Proteinlerden şeker Bu ziyan sendromuna kaşeksia (cachexia) denir.
Kaşeksia vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değil de, proteinlerden) “glükoneogenez” (yeniden glükoz yapımı) işlemiyle, şeker elde etmesidir. Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker. Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size? Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak? Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür.
Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir. Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir? Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir. Belki Otto Warburg’un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır. Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir.
Aslında 1978’e kadar ABD’nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!! !!


Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri ‘Laetrile’dir.
Kaşeksialı hastaların yüzde 50’den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir.
Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir “akıllı bomba” üzerinde çalışmaktadır. Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır.
İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.
Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır. Kanserin ne sevdiğini bilen hasta Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser, çiğ yiyeceklerdense, pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!
Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz. Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı.
Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine “Sağlığa zararlıdır.Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır.” ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında.
(Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok). Kaynak: International Wellness Directory
Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı? İngiltere’de 1815’de 5 kg cıvarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970’de 50 kg ‘ın üzerine çıkmıştır. 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.

Türkiye’deki durum da artık çok farklı değildir. Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır. Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.
Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;
* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyeti uygulayın.
Bol taze sebze ve meyve yiyin.
* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı)
* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin.Mümkünse manda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.
* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!!!! ).
* Stresten uzak durun.
* İyi uyuyun.
* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.
* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
* Yeteri derecede egzersiz yapın!!!!
* Alkol kullanmayın.
* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler !!!!
* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.
Prof. Dr. Ahmet AYDIN İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD
Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı
OKUDUYSAN ve BEĞENDİYSEN ,BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISINIZ.

Dikkat bu yazı alıntıdır.Eğer herhangi bir hastalığınız varsa nasıl beslenmeniz gerektiği ile ilgili  öncelikle doktorunuza danışınız.

Çekirdek İnanç Hakkında Yanlış Bilinen 12 Şey

Çekirdek inanç hakkında 12 yanlış bilinen şey

1-Çekirdek İnanç Söz Sayfasıdır.
Çekirdek İnanç sayfalarında her ne kadar sözler de paylaşsak çekirdek inanç psikolojide geçen bir terimdir ve aynı zamanda tescilli bir markadır.
Dünyada “Core Belief” olarak bilinen çekirdek inanç 0-11 yaşında bilinçaltının oluşturduğu inanç kalıplarını temsil etmektedir.


2-Çekirdek İnanç dini inançlarla ilgili bir kavramdır…
Çekirdek inanç kavramında inanç ile kast edilen bilinçaltının güvende olmak ve sevilmek için oluşturduğu davranış kalıplarıdır.Bu kavramların dini inançlar ile ilgisi yoktur.

3-Çekirdek İnanç’ı aramaya korkmalıyım
Çekirdek inanç aradığınızda bilgi alırsınız 5 dakikalık ön tespit yapılır.Yaklaşık 8 yıldır yapılan bu çalışma yaşam boyu garantisi ile de benzersizdir.Bu yüzden çalışmayı ertelemek sorunların birikmesini beklemek hem bizim işimizi hem sizin sonuç almanızı zorlaştırır.

4-Çekirdek İnanç Soyut bir Şeydir
Bu çalışma sonrası size özel hazırlanan cd ler ile günde 5000 kez bir ayda 150.000 kez bilinçaltınıza telkin verilir.Bu nedenle etkiler oldukça somut olur ve ortaya çıkar.

5-Çekirdek inanç sayesinde hiç bir şey yapmadan sonuç alırım.

Size hazırlanan telkinleri dinlemek dışında yeni halinizi denemeniz eylem adımları atmanız alacağınız sonuçları kesinleştirecektir.

6-Çekirdek İnanç Telefonla Yapiliyor öyle ise yeterli değildir.

Telefonla kendinizi daha rahat ifade edebilirsiniz.Böylece çok daha iyi sonuçlar alabilirsiniz.

7-Çekirdek inanç mucizedir 3 günde etki eder..
Daha önce telkin dinlemiş olan kişilerde ya da telkine yatkınlığı yüksek olan kişilerde ilk etkilerin ortaya çıkma süresi kısadır..Ancak ortalama etki süreci için maksimum 1,5 ay beklemenizi öneriyoruz.

8-Çekirdek inanç ile sigara bırakılır
Çalışma sonrası bağımlılıklarından kurtulan çok danışanımız oldu.Ancak çekirdek inanç çalışmasının öncelikli amacı sigara bırakma değildir.İş başarısı,ilişkilerde başarı kişinin kendini mutlu ve iyi hissetmesi kendi gücünü kullanması ana hedeflerdir.

9-Çekirdek İnanç uygulaması zor ve vakit alan bir çalışmadır.
Sanılanın aksine çekirdek inanç uygulaması oldukça pratik bir şekilde uygulanır.Tespit edilen çekirdek inançlarınıza göre 12 ‘ye yakın telkin hazırlanır.Bu mp3’leri uykuda, ya da uyanıkken günde 6 saat odaklanmadan dinleyebilirsiniz.

10-Çekirdek İnanç yaptırdığımı herkesle paylaşmalıyım.
Bunu çok önermiyoruz. Bırakın onlar sizdeki değişimi fark etsinler. Eğer en baştan herkesi haberdar ederseniz motivasyonunuz bozulabilir. Özellikle bahsettiğiniz kişilerin ön yargıları varsa sizin etki görmenizde de dirençlere neden olabilir.

11-Çekirdek inanç ile beni üzen anıları silebilirim.

Çekirdek inanç bir çeşit bilinçaltı temizliğidir. Amaç size engel olan düşünceler ve anıların olumsuz etkilerden kurtulmanızdır. Herhangi bir şekilde bir olayı bir kişiyi unutmanızı sağlamaz.

12- Çekirdek inanç yaptırır yaptırmaz çok pozitif hissedeceğim

Muhtemelen iyi hissedersiniz. Ancak değişim süresince biraz daha net tepkiler verebilir, öfkeli olabilirsiniz. Değişim sadece pozitif hissetmek değildir.
çekirdek inanç logo